14 Kasım 2009 Cumartesi

Duvara konuşuyorum…

O karşımda dimdik duran, sesiz sessiz dinleyen ve hiç bıkmadan gözlerime bakan sana konuşuyorum…
Acımın derinliğinde ilk bulduğum sana konuşuyorum
Duyuyor musun bilmiyorum ya da anlıyor musun söylediklerimi
O sensiz geçen saatlerin verdiği acıyı,
Evdeki sessizliği, sensizliği, kimsesizliği
Yüreğimdeki sızıyı, eşyaların üzerime gelişini kavga edercesine, bir şeyler anlatmaya çalışırcasına duruşunu ne kadar anlatsam boş galiba…
Camdan bakıyorum her cadde aynı görüntüyü veriyor bana,
Mutfaktan kahkahalar geliyor biranda kalkıyorum yerimden, sen sanıyorum gelen sesi
Sen sanıyorum gelen kokunun sahibini oysa gelen sadece anılar…
Zil çalıyor biranda kapıyı açıyorum, kimse yok
Koskoca bir duvar karşımda dimdik ve çaresiz ben
Kapatıyorum tekrar…
Yüreğim git diyor, o kahrolası beynim kal…
Elim ne bir telefona gidiyor ne de ezbere bildiğim o yola uzanıyor ayaklarım
Gözlerim sadece uzaklara bakıyor
Gelen gölgeleri takip ediyor, duyduğu sesleri sen sanıyor
Ve sonra kızıyorum kendime sıradan duygular, sıradan insanlar, sıradan aşklar yaşadığım için
Ağlıyorum hiç nedensiz, sebepsiz döküyorum gözyaşlarımı
Neden diye soranlara ki soran da yok ya
Gitti diyorum, gitti
Hiç sormadan, özler miyim diye düşünmeden kokusunu da aldı gitti
Oysa ne çok severdim senli günleri
Ne çok severdim kokunu…
Koynundaki teri, ellerinin vücuduma dokunuşunu
Ve gözlerini o simsiyah kapkara gözlerini
Ne çok özledim…
Kalk gel artık keşkeler bitsin,
Kalk gel artık belkiler bitsin
Ya da sadece nedensiz kalk gel, sıkıldım artık sana açtığım her kapıda gördüğüm duvardan….
Sıkıldım artık sana açılan her yolun kapanmasından…
Her duvarın bir soru işareti ve her sorunun cevapsız kalmasından
Süregelen bu düzenden, gurur dediğimiz o saçmalıktan
Gidememek ve kalamamaktan
Hiç bir şeyden tad alamamaktan, nefes almaya çabalamaktan ve boğulmaktan kendi cümlelerimle
Ve sıkıldım kaçmaktan duvarlarımla karşılaşmayım diye

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder