14 Kasım 2009 Cumartesi

İSTANBUL


Bir şairin ölümüdür İstanbul
Ya da bir ölümün anlatımıdır
Nasıl olması gerekiyorsa öyle yaşanan bir hayattır
Galata da yenen bir yemek ve ardından denizin seyridir etraftaki tüm çirkinliklere rağmen
Ele alınmış bir makinedir, sanki çekebilecekmiş gibi her şeyini, bakmaktır objektife tüm saflığınla…
Tüm gizlerini yakalamaya çalışmaktır.
Bir delinin hatıra defteridir, kimi zaman onu delirtenlerin evidir İstanbul…
Bir balıkçıdır İstanbul, akşam evine ekmek, cebine üç beş kuruş koymak isteyenlerin uğrak yeridir
Açlıktır İstanbul, sefilliktir, akşam eve götürülecek bir ekmek için dökülen terdir
Güçsüzlerin yenildiği, güçlülerin bir süre için kazandığı şehirdir
Ve bazılarının uzaktan baktığı…
Kargaşadır, koşuşturmadır, kulaga gelen ezan sesidir.
Aşktır, sevdadır, kaybetmek ve bazen kazanmaktır…
Bazen bir yuva, bazense bir yuvanın yıkılışının hikâyesidir
Terk ediştir
Ölümdür, bırakıp gitmektir,
Toprak kokusudur, gözyaşıdır… Özlenen bir nefestir.
İçkidir, anason kokusudur.
Ciğere çekilen cigaradır, her yaktığında bir ah çekilen
Vapurda martılara simit atmaktır, koştura koştura kalkan gemiye yetişmektir
Kaçırınca edilen küfürdür
Danstır, hem de her çeşit
Müziktir her nameyi içinde barındıran
Sırtta taşınan yüktür İstanbul, omuzlara ağır gelen
Ve boş kalan iki sandalyedir
Hep birisin çekip gittiği…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder