16 Haziran 2010 Çarşamba


Ahh istanbul ne çok zaman geçirdik seninle, ne çok güldük, ne çok ağladık...ne anılar,ne savaşlar,ne fırtınalar atlattık yine de herşeye ragmen ayakta kaldık...şimdi gidiyorum bir yıl uzağında olacağım,aşklarım bekleyecek,kalbim burda kalacak,o güzel mavini göremiycem,özliycem,özliycem,özliycem...ama unutmayacağım seni vefasız değilim ben diğerleri gibi...nasıl gittiysem daha da güçlü geleceğim...nasıl sevdiysem seni daha çok sevecem...en güzel anılarımı beni ben yapan gözyaşlarımı götürcem yanımda ve daha çok büyüycem yokluğunda...unutma beni...

15 Haziran 2010 Salı

Kader

Şimdi ne demeli bu kadere...
Nasıl haykırmalı,ne söylemeli...
Hep beklediğin aşk çıktığında karşına hayat yine sana bir oyun oynayıp atıyorsa seni ondan uzaklara,atıyorsa en ters yollara...
Ne demeli bu kadere,nasıl küfretmeli ki vazgeçsin,vazgeçsin ayırmaktan o hiç birleşemeyen elleri...
Canın yandı mı hiç?
Hiç ağladın mı kaderine?
Ben ağladım...
Seni tanıdığım o gün ağladım
Yine dedim,yine yanlış zaman,yanlış yer..
Ve ben gidiyorum şimdi,sen arkada
Ben gidiyorum şimdi yine senden uzakta...


Hiç birleşmeyecek o eller biliyorum,belki bir gün belki iki
Ya sonra,ya sonra sevdiğim...
Özlemeyecek misin tenimi,özlemeyecek misin dudaklarımı
Kokumu özlemeyecek misin...
Özlem...artık o kadar anlamsız ki...Ben gidiyorum özlemlerimle...
Ben gidiyorum seninle...
Seninle dolu bir yürekle,seninle dolu anılarla,senden çok uzağa..
Oysa hayaller vardı daha kurulmamış,
Umutlar vardı edilmemiş,
Kahkahalar vardı sonra gözyaşları mutluluktan akıtılan...
Oysa biz olacaktık daha...
Oysalar kaldı keşkelerimle...
Biliyorum sen hep orada kalacaksın...
Hep kalbimde kalacak o küçücük izlerin...
Şimdi söyle kader ne demeliyim sana?

BEN

Soğuk bir gece de doğmuşum ben
O zamandan belliymiş ne kadar zor olacağım ki bazılarına göre sıradan
Memnuniyetsiz, kırılgan, bazen çok sessiz bazen de sesi fazla yükselen ben
Çok zor doğmuşum
İnat etmişim bu kirli dünyaya gelmeyeyim diye
Acemice yaşanmaya çalışılan hayatlardan bir farkım olsun diye çabalamışım
Ama bu sefer inadım pek işe yaramamış
Annem zorla almış kucağına beni
Babam bir kızım oldu diye tüm parasını hemşirelere dağıtmış, ne saçma
Yazık bilmiyormuş tabi o zaman benim ne bela olacağımı
Annem tüm becerilerini, tüm inadını, çalışkanlığını ve gururunu vermiş bana
Hayata karşı dik durmayı annem öğretmiş, boyun eğmemeyi de
Babamsa soğuk bir yüzün ardında nasıl sevgi dolu olunabileceğini
O kalkık kaşların altındaki yumuşacık yüreğini bir tek bana göstermiş
Ve sevginin herkese verilmeyecek kadar değerli oldugunu…
Şehirlerim oldu, nice hikâyeler barındıran içlerinde
Ya da bulutlarına bakıp benim yazdığım hikâyeler
Aşklarım oldu, vazgeçmek zorunda olduklarım ya da vazgeçenler
Yitip giden binlerce anı oldu, kulağımda hala tınısını duyduğum şarkılar
Herkesten farkı olsun diye en köşede ne var diye aradıklarım
Ve farklı duygular yaşatsın diye dinlediklerim
Ağladığım sokaklar oldu ve an geldi terk ettim doğduğum yeri
Nefes aldığım o şehri, duvarlarını, kurallarını
Sonra çalışmayı öğrendim kendi paramı kendim kazanmayı
Okudum vatana millete hayırlı evlat oluyum diye
Oldum mu, orası şüpheli
Ama çok şey örgendim hayata dair
Yaşam ne demek, zorluk, güçlük ne demek, ekmek ne demek orada öğrendim
Peki, ne kattı bana bunlar galiba duymamayı, görmemeyi, bilmemeyi
Sağırlığı öğretti hayat sesini çıkaramamayı düzene ve silahlara
Sonra vefasızlığı örgendim
Edilmeyen telefonları, özlenmeyen kardeş olduğumu öğrendim
Olsun canları sağ olsun demeyi de..
Sonra dönmeyi, arkanda bıraktıklarını ya da bırakamadıklarının verdiği zorluğu öğrendim
Ve hala öğreniyorum ben neyim, kimim…
Ve hala bu dünyaya niçin geldim öğreniyorum
Zorda olsa gelişim, artık istemiyorum gitmeyi
Çünkü tek bir bakışla yaşamayı öğrendim.


14 Haziran 2010 Pazartesi

Suskunluğum...

Suskunluğumun bir nedeni var...
Suskunluğumun nedeni sensin,sensin cümlelerimi bitiren,sensin içimde kopan fırtınaların nedeni...sensin yüreğimdeki kasırga...
Sensizlik bu suskunluğa neden...
Oysa ne çok isterdim kelimelerim sadece senli olsun,gülümsemem seninle renklensin,baktığım yerde sen,duyduğum ses de senin tının olsun...
Ne çok isterdim,sadece senin olduğun bir İstanbul'da yaşamayı,senin olduğun mavilere dalmayı,senin rüzgarınla savrulmayı...
Ne çok isterdim bindiğim vapurlarda senin elini tutmayı,seninle bakmayı kız kulesine...
Dedim ya suskunluğumun nedeni sensin...Bırak sessiz kalsın haykırışlarım,senli olmadıktan sonra sessiz olmuşum ne çıkar...

13 Haziran 2010 Pazar

Küçük Notlar (9)

illede bi şeye ait olacaksan,geceye ait olacaksın,karanlıga,sessizlige ve kimsesizliğe...degişen bir şey olmayacak nasılsa yalnız benliğinden...

Küçük Notlar (8)

Ya ben hep duvara konustum yada duvar degil konustugum içinde insanlar var nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar!

Küçük Notlar (7)

Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor...

Küçük Notlar (6)

Bugün ne olduysa oldu seni ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha anladım, Ankara bile güzel gözüktü gözüme,bizim gözüktü... Seninle olan,seninle olduğum ve senin kokunu hissedeceğim her yer güzeldi belkide ama dedim ya Ankara bile güzel gözüktü...Bizim gözüktü...

Küçük Notlar (5)

Onlardan olmayalım,bizden daha farklı,bizden daha öte yaşayalım zamanı her güne yeni bir hikaye yazalım,yeni bir sözcük ekleyelim lügatımıza...Sen kendin ol,ben kendim,ama biz olalım aynı çerçevede...

Küçük Notlar (4)

Umudum sende...ne boş iki kelime...Umut bizdedir,içimizde...Benim hissettiğimdir umut,kendi kendimin umuduyum ben kimseye bel bağlamadan....

Küçük Notlar (3)

Bazen o kadar büyürsün ki herkes senin üzerine bir taş koyar ve taşırsın hiç sesini çıkarmadan...çünkü o taşı düşürmeyeceğine herkes emindir...Güvenirler sana...Peki ya o taşlar düşerse birgün,savrulursa en olmadık yerlere...

Küçük Notlar (2)

İyiki ben olmak için yaptığım iyikilerim var...Bugün ölsem keşkelerim olmayacak...Bugün ölsem nedenlerim olmayacak ve bugün gidersem arkamda bıraktığım olmayacak..İyiki...

10 Haziran 2010 Perşembe

Küçük Notlar (1)

Mutsuzluk dünyası bu, dost sandıklarının olmadığını gördüğün,aşk sandıklarının hayal kırıklıklarıyla dolu bir dünya...Rüzgara bıraksan götürmüyor,denize bıraksan boğmuyor hüzünleri...En iyisi susmak...

2 Haziran 2010 Çarşamba

Hayat mı kirlendi, biz mi büyüdük...

Hayat mı kirlendi, biz mi büyüdük...
Ya da hep mi kirliydi sokaklar,hep mi kirliydi insanlar...
Canım acıyor,insanlara her güvendiğimde canım yanıyor...
Önceleri temiz gelirdi hayatlar,aşklar masum gelirdi,masum gelirdi el tutuşmalar,şimdiler de can yakıyor her seferinde gördüğüm sahneler...
Hep derler ya önceden böyle miydi?
Değilmiş,sabırlıymış insanlar,aşklar iki günlük değilmiş,gün ağrıncaya kadar değilmiş dokunmalar bir ömürmüş...Bir ömür severlermiş büyüklerimiz eşlerini,hiç bırakmazlarmış tuttukları elleri,beyaz girip beyaz çıkarmış gelinler...
Şimdilerde etrafa bakıyorum daralıyorum,sokaklarda dolaşıyorum, bazen insanları seyrediyorum,anlamaya çalışıyorum,bir cafede bir çocuk bir kıza bir şeyler anlatmaya çalışıyor ''sandığın gibi değil'' diyor...
Evet sandığım gibi değilmiş hiçbir şey ya hiç büyümemeliymişim ya da kirlenmeliymişim bu şehirde acı çekmemek için...
Nefes alamıyorum bazen,hıçkırıklarım boğazıma düğümleniyor,haykırmak,haykırmak ve susmamak istiyorum...Tüm pislikleri kusmak istiyorum insanların yüzlerine,eskisi gibi ne geliyorsa içimden öyle yaşamak istiyorum ama olmuyor...İzin vermiyorlar...
Dost sandıkların bile gün geliyor arkandan vuruyor ve biliyor musun bir gülümseme yetiyor affetmeme,bir özür yetiyor her şeyi silmeme...
Ama yine de her şeye rağmen hala beyaz hayallerim var ve izin vermeyeceğim kirletmenize...