27 Ocak 2010 Çarşamba

ANLADIM

Sevgi nasıl birşeymiş,gidişlerinde anladım
ne kadar acı verirmiş,ne kadar can yakarmış
sevgi,aşk,baglılık ne demekmiş seninle anladım!
Gururun ne önemsiz birşey olduğunu
GİTME KAL dediğimde anladım...
ya da diyemediğimde...
Hata yapmak,yalan söylemek neymiş sevgiğini nasıl yaralarmış,söylediğimde anladım
Gözlerindeki hayal kırıklığında anladım
yalan söylemek degil,gerçeği gizlememekmiş önemli olan bunu da sen anlattın!
O kadar çok şey anladım ki seninle
O kadar çok şey öğrettin ki o güzel yüreğinle
Ağladıgımda kafamı koyucak bir omuz
Kaybolduğumda tutucak bir el oldun
İşte o zaman anladım, ne kadar çok sevildiğimi
Kızdığında anladım hata yaptığımı
Ağladıgında yada aglattıgımda anladım yüregini
Nasıl yaktıgımı
Oysa sen hep güldürdün beni
Gözyaşlarımı kahkahaya dönüştürdün
Asıl marifetin bu oldugunu anladım
İlk defa dönmeyecekmişcesine gidiyorum bu yolu
Bitmeyecekmiş gibi bakıyorum yollara
belki de bitmese de gitmesem diyordum
Ne anılar sıgdı bu yollara
Bu apansız geliş gidişlere
sana geldiğim ilk günü hatırlıyorum da
ne umutlarla gelmiştim ve senli günlere İSTANBUL!
Seni hiç tanımıyordum,bilmiyordum ne kadar zor, ne kadar güzel ve ne kadar acımasız olduğunu...
Güçsüzleri nasıl ezdiğini bilmiyordum
ama olsun ben seninle yaşamayı da öğrenmiştim
Herşeye ragmen ayakta kalabilmeyi de öğrenmiştim
ve en önemlisi yaşamayı öğretmiştin bana...
Gerçekten yaşamayı,aldıgın nefesi haketmeyi ve vermeyi karşılığını attıgın her adımın
Aşık olmayı da seninle öğrendim İstanbul
Bir ekmeği paylaşmayı da..
Ya da sabah binilen vapurlarda martılara simit atmak gerektiğini
Hıh.. Ne güzeldir o vapurda geçirilen dar vakitler...
O maviliklerde dolaşan bir kaç beyaz tüylü belkide bembeyaz tüylü o hayvancıklara simit amak...
Sesleri kulagınızı tırmalasa da o sesi duymaktan mutlu olmak...
Herşey bambaşkaydı...Yaşam bambaşkaydı...Acı bile farklıydı...
Ama galiba bu yaşanan hayatta,acılarda zorlamaya başladı ki bu bedeni gitmeye karar verdi bu can,buralardan,çok uzaga olmasa da gidebilceği en güvenli yere...

15 Ocak 2010 Cuma

Seyirlik Değil Ömürlük Olsun diye başlamaz mı hep...

Hep bir ömür sürsün diye başlar el tutuşmalar,bir ömür ayrılmasın diye...
önceleri kokunu özlerler,tenini özlerler,gözlerini,bakışlarını,seni özlerler...
Ama kısa sürer bu özlemler,sonra ne seni isterler yanında ne kokunu...
Oysa sen daha ilk dakikadan hayal kurmaya başlarsın,
Belki dersin belki ellerimiz hiç ayrılmaz,
Yüreklerimiz hep birbirimiz için çarpar,
Gözlerimiz sadece birbirimizi görür...
Ama kısadır bu hayaller,
Final yakındır umutların bitmesine...
Bazen alışkanlıktan sürer gider,sonunu bile bile devam eder...
Sonunu bile bile gözlerinde bir damlacık aşk kırıntısı aramayadevam eder o yürekler,
Ve son,sevgilin dediğin başkasının kollarında...Başkasının yatağında...
Belkide sadece kullanılmışsındır,
Bir gecelik aşk için,
Belkide kısa süreli bir çekimdir yaşadığınız...
Ama yine de yaşarsın...
Yapmadım dememek için...ya sonrasında,neden yaptım diye sızlanırsın...
Hayat,aşk,Ömür işte bir kaç kısa cümlecik...
Bir kaç küçük dokunuş,
Bir kaç aşk yarası...
Hayat işte bunlardan ibaret!

Herşey yetersiz!

bugün herşey yetersiz,bugün herşey sensiz ve sessiz,bugün uyandırmaktan korktuğum kimse yok odamda,parmak ucunda yürümek zorunda degilim yada uykunun en güzel yerinde uyandırmak zorunda kaldıgım bir melek yok yanımda...kızacağım bazen anlamsız sinirleneceğim yada belkide içimdeki o büyük sevgiyi yanagına dokundurduğum dudaklarımla anlatabileceğim biri yok odamda...ev bomboş,herşey yetersiz,herşey sensiz...
sessizlik her geçen gün büyüyor,
her geçen gün dayanılmayacak hale geliyor odam,susuyorum içim çıglıklar atarken,uzun uzun yattıgın yere bakıyorum,yaşananlar geliyor aklıma ve daha yaşanacak onlarca gün ama yoksun artık yaşanacaklar başkalarıyla yaşanmak zorunda artık...
belkide yaşanmamalı artık hayal edilenler...
bırakmalı kendini, hayat nereye götürürse oraya gitmeli,
rüzgara bırakmalı kendini,rüzgara,denize belkide bahara...
bırakıyorum kendimi artık yaşanası zamanlara...
yetersiz zamanlara...

Masumiyet

bazen herşeyden nefret etmek geliyor içimden,yaşadıgım şehirden,yaşadığım insanlardan,yaşadığım hayattan...
Evimi özlüyorum,çocukluğumu özlüyorum en önemlisi masumiyeti özlüyorum...
masum insanları,masum duyguları va yaşanan masum aşkları...
el tutmaların verdiği heyecanları hatırlamaya çalışıyorum,yaşanan kalp çırpıntılarını,küt küt atan gögsümüzün sesini dindirmeye çalıştıgımız zamanları hayal ediyorum...
bendemi unutuyorum artık yoksa...
bendemi kaybetmeye başladım bu duyguları oysa istemiyorum masumiyetten başka bişi hissetmeyi...
yalanlar istemiyorum,hız istemiyorum,beklentiler yerine beklediklerimin gelmesini istiyorum ama gelmiyor o beklenenler...
sadece hayal ediyorum gelsin istiyorum,gelsin ve kurtarsın istiyorum bu hayattan,BİR EL UZANSA VE ALSA BENİ EN MASUM HAYALLERİN İÇİNE...
ama galiba sadece bir hayal ve ben sadece bir hayal dünyası içinde yaşıyorum...
yazık,oysa ne güzeldi...

14 Ocak 2010 Perşembe

Gitmen gerekir bazen bilirsin ama gidemezsin, bırakamazsın onu öyle ya da beklersin o gitsin hiçbir şey söylemeden diye! özleyeceğini bilirsin ama yine de gereklidir gitmen çünkü hiçbir zaman senin olmayacak bir masal düşlemektesindir BİLİRSİN gitmen gerekir...
söylenmesi gereken sözler söylenmiştir aslında baştan ama o kadar çok seversin ki dinlemezsin söylenenleri,gözlerine baktıgında birgün biteceğini bile bile bakarsın, her seferinde ağlamak gelir saçmak gelir gözyaşlarını,deliler gibi bağırmak haykırmak gelir hayata neden diye neden?
susarsın hep,anlatmaya çalışırsın gözlerinle her baktıgında yalvarırsın ne olur bırakma beni diye...
ama duymaz seni çünkü istemez o bağlılığı,istemez o sevdayı,özgürdür istemez ruhunun sende kalmasını istemez kalbinin bi sahibi olmasını...
sen onu öyle sevmişsindir,öyle kabul etmişsindir çünkü, o kadar aşıksındır ki o güzel gözlere,kabullenmişsindir kalmayı yanında herşeye ragmen...
susmak kabullenmekmiş ya da en güzel cevap...peki benim cevabım ne? zamanı geldiğinde gözlerimi alıp gitmek mi senden?

12 Ocak 2010 Salı

Özlem!

Haytam
minik bir bebektin geldiğinde,minicik...korkardım ezmekten seni almazdım yanıma kapıda miyavladığın zamanlarda o kadar küçüktün ki korkardım canını acıtmaktan
minicik akıllımı akıllı bi bebektin
ilk gün seni minicik bir kutuda almıştım kucagıma sonra vapura binip senin için kıtalar aşan bi yolculuga çıkmıştık sen çok acıkmıştın yolda tüm masumluğunla yemek dilenmişti o minicik agzın benden:)
hemen doyurmuştuk karnını ve uyumuştun ilk deniz yolculuğunda...
evimize gelmiştik sonra ilk geceden beri benimle yatmış benimle uyanmış benimle üzülmüştün...
nasıl duygusaldın sen bebegim nasıl masumdun oğlumdun...
işten-okuldan koşa koşa eve gelirdim ilk zamanlar yalnız kalma korkma diye
sonra büyüdün büyürken her bebek gibi hastalandın hatta 6 ay hapşurdun tüm evde hapşuruklarının izi vardı:)
kocaman bi adam oldun,erkektin artık ama ben senin bir yavrun olmasına izin vermedim ne büyük bi hata etmişim:(
sonra işlerim arttı sen daha çok yalnız kalmaya başladın evde üzülmeye başladın aglamaya hatta kötü dönemler geçirdim sana kızdım senle kavga ettim oysa senin suçun günahın yoktu ki ne kötü anneymişim ben
şimdi ise yoklugun nasıl canımı acıtıyor bir bilsen melegim nasıl özlüyorum seni keşke olsan şimdi yanımda yine uyutmasan beni,arkamı dönsem kafama çıksan yine kokumla uyusan,sana sarılsam,öpsem,konuşsak seninle uzun uzun,banyo yaptırsam sinirlensen bana,tuna balıgı alsam sonra mutlu etsem seni hatta tadını çıkara çıkara önce balık için yalvarttırsam seni gülsek sonra:( ama yoksun ki şimdi çok daha iyi bakılan bir yerdesin biliyorum ve çok seviliyorsun ama anneni unutmadın dimi...unutmadın dimi anneni oğlum...